Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Şia’nın seçkin fakih ve meşhur mütekellimi Hişam b. Hakem adıyla meşhur olan Ebu Muhammed Şeybani, kendi asrında imamet ve velâyet’in yılmaz savunucularından biriydi. Doğum günü, vefatı ve yaşamının ayrıntıları hakkında ihtilâflar vardır. Bazıları doğumunu ortalama olarak 113 h. K. yılı olarak belirtmiştir.[1] Rical-i Keşşi, Hişam’la aynı asırda yaşamış olan öğrencilerinden Fadl b. Şazan’dan Hişam’ın vefat tarihini Abbasi hükümdarı Harun döneminde 179 h. K. yılında olduğunu rivayet etmiştir.[2]
Hişam, imam Cafer Sadık’ın (a.s) nazarı altında inanç ve kelami usullere aşina oldu. Sapık düşüncelerle mücadele yöntemini İmam’dan öğrendi. Bir gün Mina çölünde beş yüz kelami konuyu İmam’a sunmuş ve cevabını almıştır.[3] Hişam’ın İmamla olan yakınlığı, irtibatı ve kendisinde bulunan istidat, onun güçlü ve eşsiz bir mütekellim olmasını sağlamıştır. Kendisi bu konu hakkında şunları söylemiştir: “Allah’a andolsun ki şu ana kadar Allah’ı tanıma ve tevhit konularında hiç kimse bana galip gelememiştir.”[4] İmam Cafer Sadık (a.s) ona hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Bize yardım ettiğin sürece “Ruhu’l Kuds” tarafından onaylanırsın.”[5] Yine İmam Cafer Sadık (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur: “O kalp, dil ve eliyle bize yardıma kalkmıştır.”[6] Ve yine “Senin gibiler, halkla münazara etmelidir.” Sonra İmam (a.s) ona şefaat vaadinde bulunur.[7]
Söylendiğine göre hiç kimse – Son derece maharetli İranlı bir mütekellim olan- “Ebu’l Huzeyl Allaf”la münazara edemiyordu. Ama Ebu’l Huzeyl Allaf sadece Hişam b. Hakem’den münazara etmekten korkuyordu.[8] Hişam İlmi dehası, anlaşılır lisanı ile meydanları muhaliflere dar etmişti. Abbasi halifesi Harun, Hişam b. Hakem’in Hz. Ali ve evlatlarının hakkaniyeti hakkında mütekellimlerle yaptığı münazaraları duyduğunda rengi kaçmış ve öfke dolu bir yüzle şöyle demiştir: “Onun dili, yüz bin kılıçtan daha keskin ve daha tehlikelidir.[9] Allah’a andolsun ki onu öldürecek ve ateşte yakacağım.”[10]
Hişam b. Hakem’in münazaralarının Şii ve Sünni kitaplarda nakledilmesi onun ilmi gücünü, keskin dehasını, derin anlayışını ve dinamik akıl ve düşünce sahibi olduğunun bir göstergesidir.[11]
Unutulmamalıdır ki Hişam, münazara ve tartışmalardaki kudret ve becerisini İmamlar’ın (aleyhimu’s selam) talim ve öğretilerine borçludur. Kısaca kendisine değinilecek olan olayda da kendisi bu hakikati itiraf etmiştir. Merhum Kuleyni’nin rivayet ettiğine göre İmam Cafer Sadık (a.s), Hişam ve bazı ashap ve öğrencileriyle birlikte özel bir toplantıdayken, İmam Hişam’dan Mu’tezile’nin büyüklerinden olan Amr b. Ubeyd’le “Masum imamın vücudunun zorunluluğu” konusunda onunla yapmış olduğu münazarayı anlatmasını istedi. Hişam’ın konuşması tamamlanınca imam (a.s) ona bu şekilde münazara ve tartışmayı sana kim öğretti? diye sordu. Hişam, soru karşısında “Sizden öğrendim” diye cevap verdi.[12]
Hişam b. Hakem’in çok değerli yazıları da vardır. Onlardan bir çoğu kelam ve inanç ilimleriyle ilgilidir. Hişam’ın kaleme aldığı kitapların bazılarının isimleri şu şekildedir: “Zındıkların reddi, Tebai ashabının reddi, imamet kitabı ve Mu’tezilenin reddi.” Adı geçen kitaplar batıl fırka ve akımların düşüncelerini sorgulamaktadır. Bu da Hişam b. Hakem’in şaşırtıcı aklının gücüne işaret etmektedir.[13]
Başta da zikrolunduğu gibi Hişam, aynı zamanda imam Musa Kazım’ın da (a.s) öğrencilerinden ve yakınlarındandı. İmam Musa Kazım da (a.s) tıpkı İmam Cafer Sadık gibi bu seçkin öğrencisinin ilmi ve ahlaki gelişmesi için çaba sarf etmekteydi. Bunun kanıtı da İmam Musa Kazım’ın Hişam’a tavsiyeleridir. Anlaşılan Mu’tezilenin fikri sultası ve ifrat derecesindeki akılcılığı ve Hişam’ın sahip olduğu yüksek anlayış ve aklı, İmam Kazım’ın (a.s) “aklın tanımı” hakkındaki hadisleri Hişam’a söylemesine sebep olmuştur. Güya İmam (a.s) öğrencisi Hişam’a aklın makam, menzilet ve sınırları hakkında kapsamlı bir açıklama ve beyanda bulunarak, aklın daha çok ve üstün bir biçimde yoğrulması ve dinin ve Ehlibeyt’in sınırlarını koruyarak ifrat haddindeki Mu’tezile’nin akılcılığının karşısında durarak yardımcı olmak istemiştir.
***
Yûnus b. Yakub şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'ın yanında arkadaşlarından bir grup bulunuyordu. Bunlar arasında Humran b. A'yen, Muhammed b. Numan, Hişam b. Salim ve Tayyar yer alıyordu. Bir de aralarında Hişam b. Hakem'in bulunduğu bir grup vardı. Hişam b. Hakem gençti.
Ebu Abdullah (aleyhisselâm) buyurdu ki: «Ey Hişam! Bana Amr b. Ubeyd'e ne yaptığını ve ona nasıl bir soru sorduğunu haber versene.»
Hişam dedi ki: Ey Resûlullah'ın oğlu! Ben, seni gözümde büyütüyorum ve senin karşında utanıyorum. Senin karşında konuşmaya dilim dönmüyor.
Ebu Abdullah buyurdu ki: «Size bir şey emrettiğim zaman dediğimi yapın.»
Hişam dedi ki: Amr b. Ubeyd'in durumunu ve Basra mescidinde oturumlar düzenlediğini haber aldım. Bu durum ağırıma gitti. Onunla buluşmak amacıyla yola çıktım ve Basra'ya cuma günü vardım. Basra mescidine gittim. Birden büyük bir halkayla karşılaştım. Amr b. Ubeyd halkanın ortasında bulunuyordu ve yünden yapılmış siyah bir kuşağı beline sarmış, üzerinde de bir aba vardı. İnsanlar ona sorular soruyorlardı. İnsanlardan bana yol açmalarını istedim, yol açtılar. Sonra halkadakilerin en sonunda dizlerimin üzerinde oturdum.
Sonra dedim ki: Ey âlim! Ben yabancı bir kimseyim. Sana bir soru sormama izin verir misin?
- "Evet." dedi.
Dedim ki: Senin gözün var mıdır?
Dedi ki: Yavrucuğum, bunun neresi soru? Sonra gözlerinle gördüğün bir şey hakkında nasıl soru soruyorsun?
Dedim ki: Ben böyle soru sorarım.
Dedi ki: Yavrucuğum! Sor, sorduğun soru ahmakça da olsa sor.
Dedim ki: Bana cevap ver.
Dedi ki: Sor
Dedim ki: Senin gözün var mıdır?
- "Evet." dedi.
Dedim ki: Onlarla ne yapıyorsun?
Dedi ki: Onlarla renkleri ve cisimleri görüyorum.
Dedim ki: Senin burnun da var mıdır?
- "Evet." dedi.
- "Peki, bununla ne yapıyorsun?" dedim.
- "Onunla koku alıyorum." dedi.
Dedim: Ağzın var mıdır?
Dedi ki: Var.
Dedim: Onunla ne yapıyorsun?
Dedi ki: Onunla tad alırım.
Dedim: Kulağın var mı?
- "Var." dedi.
- "Onunla ne yapıyorsun?" dedim.
- "Sesleri duyuyorum." dedi.
- Dedim ki: Kalbin var mı?
- "Var." dedi.
- "Onunla ne yapıyorsun?" dedim.
- "Onunla bu organ ve duyularla algıladığım şeyleri, birbirinden ayırıyorum."
Dedim ki: Bu organların varlığı kalbe duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmıyor
- "Hayır." dedi.
Dedim ki: Organlar sağlıklı ve normal olsalar da mı?
Dedi ki: Yavrucuğum! Bu organlar kokladıkları, gördükleri, tattıkları veya duydukları bir şeyden şikâyet ederlerse bunu kalbe gönderirler. Böylece kesin inanç elde edilir ve kuşkular ortadan kalkar.
Hişam dedi ki: Bunun üzerine ona dedim ki: "Yoksa Allah, kalbi, bedenin di¬ğer organlarının kuşkularım gidermek için mi var etmiştir?"
- "Evet." dedi.
Dedim ki: O zaman kalp olmadan olmaz. Yoksa organlar kesin inanca erişe¬mezler mi?
- "Evet." dedi.
Dedim ki: Ey Mervan'ın babası! Görülüyor ki, Allah Tebareke ve Teâlâ, senin bedeninin organlarını kendi başlarına bırakmamış, onlara doğruyu belirginleştiren kuşkulu şeylerle ilgili kesin inancı ortaya koyan bir imam var etmiştir. Bunu yapan Allah, bütün insanları, şaşkınlıklar, kuşkular ve ihtilaflar içinde bırakır mı? Onlar için başvuracakları, kuşkuları için çözüm yolları arayacakları, şaşkınlıklarını berta¬raf etmesi için sığınacakları bir imam tayin etmez mi? Senin organlarının şaşkınlığı¬nı ve kuşkularını gidermek için başvuracağı bir imam tayin ederken bütün insanları şaşkınlık ve kuşkular içinde unutur mu?
Bunun üzerine sustu ve bana bir şey söylemedi. Sonra bana döndü ve dedi ki: "Sen Hişam b. Hakem misin?"
- "Hayır" dedim.
- "Yoksa onun sohbet arkadaşlarından biri misin?" dedi.
- "Hayır" dedim.
- "Peki, nerelisin?" dedi.
- "Kûfeliyim." dedim.
Dedi ki: "Sen, osun." Sonra beni kucakladı ve yerine oturttu ve oradan kalktı.
Ben konuştuğum sürece de bir kelime söylemedi. Ben kalkıncaya kadar böyle de¬vam etti.
Ebu Abdullah güldü ve şöyle dedi: «Ey Hişam! Bunu sana kim öğretti?»
Dedim ki: Bunları senden öğrenerek bir araya getirdim.
İmam buyurdu ki: «Allah'a yemin ederim ki bu, İbrahim'in ve Musa'nın suhuflarında (sahifelerinde) yer alan gerçeklerdir.»
ABNA.İR
[1] - Abdullah Ni’met, Hişam b. Hakem, Beyrut; Daru’l Fikr, s. 43, 1403.
[2] - Rical-i Keşşi, s. 256 ve 270.
[3] - Usul-u Kafi, c. 1, Hüccet kitabı, İmamlar olan ve olacak şeylerin ilimlerini bilirler. Hadis 5, s. 262.
[4] - a.g.e, c. 1, Tevhit kitabı, mabut babı, 2. Hadis, s. 172.
[5] - Biharu’l Envar, c. 10, s. 293.
[6] - Usul-u Kafi, c. 1, Hüccet kitabı; hüccette duyulan ihtiyaç babı, 4. Hadis, s. 172.
[7] - a.g.e, s. 173
[8] - Seyr-i der Siyre-i Eimme-i Ethar (aleyhimu’s selam), s. 157.
[9] - Biharu’l Envar, c. 48, s. 202.
[10] - El İhtisas, s. 98.
[11] - Biharu’l Envar, c. 10, s. 234 ve sonrası. Ve ayrıca c. 48, s. 189 ve sonrası.
[12] - Usul-u Kafi, c. 1, Hüccet kitabı, hüccete duyulan ihtiyaç babı, 3. Hadis s. 169-170.
[13] - Ekber Turabi, Tehhasus kelam dergisi, 15. Sayı, s. 75, “Hişam B. Hakem” makalesi. Aynı şekilde Seyyid Ahmet Safayi’nin yazdığı “Hişam b. Hakem” kitabı, s. 89, muhaliflerle yaptığı münazaralar burada zikredilmiştir.